Double Three Way: Bilardo böyle oynanır MarmaraYenikapı aktifsayfa.com
Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye

2 Mayıs 2013 Perşembe

Bilardo böyle oynanır

Bilardo böyle oynanır


 Abdi Aciz’in gönlü...

Küçük iki gözün görebileceği kadar bir mesafeden izliyordu dünyayı,

anlayabiliyordu dağın haşmetini, muhteşem görünüşünü.

Ne kadar uzakta olursa olsun hissediyordu azametini, titreşimlerini, onu

kendine çeken büyüsünü, karlarının erişilemez olduğunu ve daha birçok

özelliğini...

Ama değil ürkmek, bu seyir ona müthiş bir güven duygusu aşılıyordu.


Nerede olursa olsun seyretmek istiyordu sadece.

Ona ulaşmayı hayal ediyordu.


Saatlerce öyle durup karşısında hareketsiz kalmak yetiyordu ona.


Bu bir anlamda; ona ulaşmış olmak ya da konuşmak demekti.


Sorular sormadan, tek söz etmeden, üzerinden dökülen pınarların serinliğini beyninin her hücresinde hissetmekti...

Şaşkınlığın yerini alan hayranlık hâkimdi vadiye.


 Öyle bir yankının mesajlarını ya da onlar selam diyorlardı; anlatmaya imkân yoktu.

Ve ancak Japon şiirinde Issa, Fuji Dağı için birkaç kelimeyi alt alta yazmaya cesaret edebildi:


Peki salyangoz-
Tırman Fuji Dağı’na
Yavaş yavaş ama

Milyonlarca yolcu tanıyorum, bir yere varacağını düşünmeden yürüyen, arada

bir ıslık çalan, şarkı söyleyen ve binlerce yanlış içinde bir yerlere kapılanmış
akademisyenleri umursamayan.


Saçları belki henüz ağarmamış olsa da beyazın nüanslarını iyi bilen,

ayaklarına, aklına güvenen binlerce gezgin...

Tuhaf zamanlar dediğimiz, iyi okunmamış tarihin uzantısı gibi korkutuyor

bazılarını.

Oysa hep böyle olmuş dönüm noktalarının sancısı.

Değişim saatlerinin çanları. Tabii alışmak zor ilk başta, tarihi Boris’ten okumamak gibi.


Hokusai’nin resimlerinden Fuji’yi görememek, zevk alamamak.

Bir filmini iki kez çekerek Hitchcock olamayacağını artık iyice anlayan Peter Haneke’nin kof bakışına değinmemek belki en iyisi.


Bir Robert Musil’in, bir Thomas Bernhard’ın, bir Beckett’in yanına onu çekmek

 isteyen jüri üyelerine her festivalde rastlansa da, kendini gizleyen her

yetersizin kariyeri takılır bir yerlere...


O tatlı görünen basamağın neresi olduğunu zaman gösterecek.

Küçük öğretmenlerin tuttuğu kronometreyle koşucu yetişmezdi tabii.


Böyle dönemlerde körlük, ısrarlı ihtirasla beraber çalışırdı her zaman.


Thomas Bernhard şöyle anlatıyor:


“Daha küçükken hep provalara gittiğimi anımsıyorum, Salzburg’daki Felsenreitschule’ye.

Orda Werner Krauss Sezar’ı oynardı.

Bunu söylemek bile çok komik değil mi?


Werner Krauss Sezar rolünde.

Budalaca bir şey.

Yani son derece gülünç bir şey.

 Ewald Balser de Brutus rolünde, değil mi?

Krauss büyük bir oyuncuydu, Balser’se bir hiç.

 Beş para etmezdi, tınlayan bir sesi vardı, beyni de karnı gibiydi, tümden boştu, aptalca...


Benim için yalnız iyi iş geçerlidir, acımam yok, işte o kadar.”

Japon şiirinde sürekli benle beraber yaşayan, bir türlü gönlümden atamadığım,

 atmaya da hiç niyetimin olmadığı bir çiçek vardır.


 Sürekli yazarım; nazunya temel bitkilerden biridir.


Bende ilk sıradadır.

Oysa bilindiği gibi sıradan, otu andıran bir çiçektir. Yolun kenarında yeşerir sessizce.

Sanki konuşmasını bir tek ben duyarım.

O kadar sıradandır ki kimse bakmaz ona; bahçıvana, bakıma da ihtiyacı yoktur.


 Gözün bir güle, bir lotuse bakarken mutlaka gözünden kaçırırsın o.


Onu yakalamak için güçlü sezgilere, başka yetilere muhtaçsındır.

Nazunya, belki de senin ruhunu, beynini harekete geçirmek için kendini feda eden bir bitkidir.

Onun amacı başkadır; o bir şaire ilham verir istemeden.


Yalnız yaşamak istediğini haykırır, hayretler içinde bırakır bizi.


 Bir lotus, bir gül olmadığını o kadar iyi bilir ki, sessizce yaşamak istediğini bile belli etmez.

Onla ilgili her satır zamanla şiire dönüşür, kendi melodisini yaratır, ağlatır beni...

Ona dikkatli baktığın zaman görürsün.

Ona kalbinle bakmadığın sürece göremezsin.


Edmond Rostand’ın Cyrano de Bergerac’ından, unutulmaz, muhteşem Sabri Esat Siyavuşgil çevirisinden:


Azizim bak anlatayım onu;

Önümde birçok yollar vardı, hepsi bir türlü,
Hepsi karmakarışık.

 Abdi acizin gönlü
Bir tanesini seçti.

TRAPEZ 02 05 2013
Mehmet Güreli